Felatun


..:Son Tango:..

Aşağa gitmek

yeni mesaj yollama ..:Son Tango:..

Mesaj tarafından esrasss Bir Cuma Eyl. 19 2008, 09:12

Son Tango Söylenirken...
Genç adam, ilk gençlik yıllarından bu yana, `delikanlı` vasfına ters düşen bir sabırla aradığı şeyi bulduğunu hissediyordu. Yine de böyle bir şeye hiç de alışkın olmadığından temkinliydi. Çoğu zaman yaptığı gibi her ihtimale zihninde yüzlerce tur attırıyor, mantığının çıkardığı sonuçların, yüreğince de onaylanmasının ardından, çok mutlu olması gerekirken ruhunda garip bir ürperti hissediyordu. Üniversiteyi bitireli iki yıl olmuş, çocuk sayılabilecek yaşlardan beri yazdığı şiirlerin ardından, bir yıl önce de ilk kitabını bastırmıştı. Bu `şair` kimliği, bütün güzelliği yanında çevresinin onu `duygusal` biri olarak görmesi gibi hiç arzu etmediği bir sonucu da doğurmuştu. Hâlbuki o, hayatın `denge` ve `karar` üzerine kurulu olduğunu daha yıllar önce idrâk etmişti. Hayatına yön verirken verdiği her kararda, duygularını ihmal etmeden mantığını kullanırdı. Aşırılık ve abartı, sevmediklerindendi. Ona göre her şey, ilahî bir denge üzerine kurulu ve kararında olmalıydı. Ne çok fazla, ne çok az… Tam kararında…

Gençliğin deli dolu bir nehir misali aktığı lise yıllarında bile kalbini boş tutabilmeyi başarmasını iradeli olmasına bağlıyordu. Aynı tutum, üniversite döneminde de sürmüştü. Zira onun aradığı bir maceranın ötesinde katışıksız ve abartısız saf bir muhabbetti yalnızca… Ayrıca, `kendi geleceğini garanti altına almadan başkasının geleceğine ortak olmamak` gibi bir ideali vardı. Kuru kuruya sevgi, hiçbir zaman aşk olamayacağı gibi, ona göre, bu, bir takım ihtiraslardan meydana gelmiş kâğıttan bir kule idi sadece ve kimsenin bir başkasını bu kulede hapsetmeye hakkı yoktu. Bu anlayışın onu yalnızlığa mahkûm edeceğini bilse bile…

O, paylaşmak istiyordu. Sahip olduklarını sevdiği insanla sonuna kadar paylaşmak, tek arzusuydu. Kısaca, hayatı paylaşmak istiyordu: Olumlu olumsuz her yönüyle ile hayatı paylaşmak… Kendinin ve sevdiği insanın sahip olduğu olumlu olumsuz ne varsa… Zira o, engellerin ancak el ele ve yürek yüreğe vererek aşılacağına inanıyordu. Yürüyemiyor ve sadece sol elini kullanabiliyordu ama bütün bunların paylaşmaya engel olduğuna inanmıyordu. Her türlü kimliğin ötesinde yalnız `insan` kimliği ile sevilmeyi istiyordu. Çünkü insan, zaman içerisinde sahip olduğu her türlü kartvizit özelliklerini kaybedebilirdi, çok sağlıklı iken hasta olabilirdi, çok zenginken fakir kalabilirdi, çok ünlü iken kimsenin hatırlamadığı biri olabilirdi ve hatta genç ve dinamik bir dönemden sonra yaşlılık dönemi beklerdi insanı… Ama insan, doğumundan ölümüne dek hep insandı. Bu yüzden, şiirlerini okuyanların hayranlık dolu bakışlarından da hoşlanmıyordu; birçoklarına göre `üstün` özelliklerini farkında olmayanların `acıma` hissi ile dolu bakışlarından da… Her iki durumda da kendini manen ezilmiş hissediyordu. O, bakışlarında hatası ve sevabı ile kendini görüp huzur bulduğu gözlerin peşindeydi. Ne mükemmel, ne de acınan… Sadece insan…

Yazarlık yönü hatırlatıldığında ise `bazıları yaşar, bazıları yazar… Ben henüz yazanlardanım.” derdi ama hükmünü veren kader, karşısına onu çıkarmıştı. Üniversiteden arkadaşıydı. Siyah gözlerinde ilk tanıştıkları günlerden beri hep kendini görmüştü. Ona durup dururken iltifat etmiyordu ama ihtiyacı olduğunda hep yanındaydı. Abartısız ama sevgi ve muhabbet doluydu. Saygılıydı ama sırf kırılmasın diye de düşüncesini gizlemezdi. Her şeyin ötesinde dost olduklarını düşünüyor ve bunun her ilişki için iyi bir temel olduğuna inanıyordu. Biliyordu ki dostluk, insanlar arasındaki her türlü ilişki de olduğu gibi evlilikte de önemliydi. Çünkü dostluğun temelinde peşin hükümsüz, riyasız, istismar edilmekten korkmadan içten pazarlıksız, sınırsız, muhabbet dolu bir paylaşma vardı.
...…

O gün günlerden cumartesiydi. Delikanlı, çıktığı yaz tatilinin ardından onunla ilk defa buluşacaktı. Artık her şeyi çekinmeden söylemeye karar vermişti. Bu kararı vermek, sırf onu tamamen kaybetmek korkusu yüzünden uzun sürmüştü. Âşık Veysel`i düşünmüştü sevdiği insanı tanıdığı ilk günlerde... Hani Veysel, evlendikten kısa bir süre sonra yarı yolda tek başına bırakılıp “Dost dost diye nicesine sarıldım./ Benim sadık yârim kara topraktır.” deyip serzenişte bulunmuştu ya... Onu tanıdıktan sonra bu konuda tereddüdü kalmamıştı. Gözlerini kaybeden fikir adamı Cemil Meriç`i hatırlardı sevdiğinin gözlerine baktığı zaman… Cemil Meriç`in, “Budala bir insan bile hayatının bir gününde tesadüfen kahraman olabilir; önemli olan hayatının her günü kahraman olabilmektir. İşte sen bunu başarmış bir insansın.” dediği eşi Fevziye Hanım`ı görüyordu onun gözlerinde…
..…

Genç kız, her zaman olduğu gibi telefonda söylediği saatte gelmişti delikanlının ailesi ile birlikte kaldığı eve… Mezun olduklarından beri onu ziyaret ederdi. Gerçi işe girdiğinden beri sadece çağrıldığı zamanlarda geliyordu ama yine de delikanlının `vefalı` dostlarındandı.

“-Telefonda `sana söylemem gereken bir şey var` demiştin. Çok merak ettim doğrusu…”

Genç adam, derin bir nefes aldı. Kalbi, kafesinden çıkmak için çırpınan bir muhabbet kuşu gibi çırpınıyordu. Bayılacak gibi oldu. Ama verdiği hiçbir karardan dönmemişti o güne kadar… Yine dönmeyecekti:

“-Ben a… aslında” dedi kekeleyerek, “-Ben aslında nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum.”

Kızcağız, her zamanki sakin tavrına koyulaşan merakını da ilave ederek endişeli bir tebessümle bekledi. Delikanlı, önceden söylemeyi planladığı hiçbir şeyi söyleyemeden gayet yalın devam etti:

“-Ben… Ben seni seviyorum Nergis.”

Genç kız, şaşırmıştı. Bunu hiç beklemiyordu. Gerçi zaman zaman delikanlının kendisine karşı bazı şeyler hissettiğini fark etmişti ama bunu ifade edeceğine ihtimal vermemişti. Genç adam, donup kalan kızcağızın gözlerine bakarak devam etti:

“-Bunu söylemek çok zor oldu benim için… Zorluk, duygularımdan emin olmayışımdan değil, sadece seni tamamen kaybetme endişesindendi. İçimden bir ses, `ona karşı daha ne kadar rol keseceksin. Günün birinde nasıl olsa bir şekilde o senden kopacak. Ha bir müddet önce, ha sonra… Ne fark eder?` diye mezun olduğumuzdan beri haykırmakta… Seni üzmek, incitmek istemedim hiçbir zaman… Ama yüreğimde fırtınalar koparken, sanki hiçbir şey yokmuş gibi yapmak, bana acı verdi hep… Duygusal bir insan olmadığını biliyorum; seni senin için yazacağım şiirlerle ikna etmemin pek mümkün olmadığını ve hatta böyle bir şeyin seni benden daha da koparacağını da biliyorum. Aslında senin sevdiğim yönlerinden biri de bu… Ben de zaten seni mantığımla seviyor ve seninle hayatı paylaşmak istiyorum. İnanıyorum ki Nergis; ikimiz de bunu başarabilecek güçteyiz. Ben sana; `ideallerinden vazgeç` demiyorum; sadece `gel; senin ideallerini de, benim ideallerimi de el ele verip beraber gerçekleştirelim` diyorum; `hayatın karşımıza çıkardığı maddî manevî tüm zorlukları, beraber göğüsleyelim` diyorum. ”

O konuşurken Nergis, dalıp gitti. Onun da içinde fırtınalar kopmuyor muydu sanki? Bütün öğrenim hayatını aynı mahallede geçirmişti. Hatta üniversite dönemini bile yaşadığı mahalledeki kampüste yaşamıştı. `Kabuğunu kıramama` duygusu içini kemiriyordu. Yüreğini kimseye olmadığı kadar açtığı Ziya, beklemediği kadar kararlı ve her zamanki gibi içten konuşuyordu.

Uzun uzun konuştu Ziya... Konuşurken sustuğu anda neler olabileceğini de zihninden geçirmeden edemiyordu. Kendi kendine artık onu göremeyeceğini düşündü. Bu anî çıkışın ardından ortaya çıkacak sonuç, hiç istemese de `ya hep, ya hiç` olacaktı. Meselâ eskiden bir günlük hafta sonu tatillerini bile onunla geçiren sevdiği insan, birkaç günlük tatillerde bile onu aramayacaktı belki de... En kötüsü, daha önce kendisiyle ilgili birçok şeyi onunla paylaşmasına rağmen, hiçbir şeyi paylaşmayacaktı. Velhâsıl Dimyat`a pirince giderken evdeki bulgurdan da olabilirdi. Çünkü o, bir insana evlenme teklif etmenin “hayatımın geri kalan kısmını seninle yaşamak, paylaşmak istiyorum.” demek olduğu kadar “hayatımı geri kalan kısmında seni sadece `eşim` olarak görmek istiyorum.” demek olduğunun şuurundaydı.
..…

Delikanlı sustu ve anlık bir sessizlikten sonra genç hanımın konuşmaya başlayacağını umdu ama o donuk bir ifadeyle susmayı, cevap vermemeyi tercih etti. Sadece “düşünmem gerek Ziya…” diyebildi. Genç kız, bir hayli durgunlaşmıştı. Evden beraber çıktılar. Ziya, akülü tekerlekli sandalyesine binip otobüse bineceği durağa kadar Nergis`e eşlik etti. Akşamüzeri olmasına rağmen hava hala sıcaktı. Ama ikisinin de hissettikleri ateş, yüreklerinden geliyordu. Durak, indikleri yokuşun sonundaydı. Durağa vardıklarında genç kız, veda edenlere has bir duyuşla delikanlıya sarıldı. Delikanlı, bunu hissetmişti. Sıkı sıkı sarıldı sevdiğine, kulağına “seni seviyorum” diye fısıldadı. Sesi titriyordu… Nergis, Ziya`nın kalp atışlarını kalbinde hissetti. Boğazına bir şeyler düğümlenmişti, konuşamadı. Vedalaşan Ziya`nın arkasından tebessüm ederek el sallayabildi sadece…

Ziya, hızla çıktığı durağa hâkim tepeden sevdiğine baktı. Nergis, kollarını kavuşturmuş, düşünen bakışlarla otobüs bekliyordu. Onu otobüs gelene kadar seyretti. Araçlar, adeta yıllardır birlikte yaşadıkları güzel günlerden sahneler gibi aralarından geçip gidiyorlardı. Nergis`in beklediği otobüs, çok geçmeden geldi, bindi ve gitti…

O günden sonra sadece telefonda konuştular. Nergis, ”geleceğim ve o konuyu detaylı konuşacağız” dedi ama hiç gelmedi. Fakat Ziya`nın onu bekleyişi sürdü. Taa ki, Nergis`in evlendiğini, telefonda kendisinden duyana kadar…
...…

Ateşle oynayan bir insan kendini ya da başkalarını gün gelip yakabileceğini nasıl olur da düşünemezdi; düşünememişti işte... Delikanlının samimi sevgisi, içtenliği, hayatı her şekilde paylaşma arzu ve çabası çok güzel şeyler olmakla birlikte onu, o ana kadar hiç yapmadığı bir şekilde yüreğine bakmaya zorlamıştı ve bu da genç kızı ürkütmüştü.

Sevdiği her şeyi onunla paylaşabilmiyor muydu? Ne kadar yorgun ve hayata karşı dirençsiz olsa da onun içten ve mücadeleci halinden güç almamış mıydı? İlk defa gerçekten sevip sevildiğini hissetmemiş miydi?

Bunların hepsi doğruydu, doğruydu ama… İşte bu “ama”dan sonra gelebilecek cümleleri ifade edebilecek ne yüreği oldu; ne de zamanı... “Evlilik, öyle kolay verilebilecek bir karar değil... Evlilik gibi bir kararı iki-üç ayda alıp evlenenlere şaşıyorum.” diyen genç kız, tıpkı “şaştığı insanlar” gibi iki-üç aylık bir süreçte önünde duran ilk otobüse binip sonsuz bir ufukta yitip gitmişti.

Ondan geriye sadece çok sevdiği ve delikanlının “bu tango seni anlatıyor, senin için yazılmış Nergis...” dediği tangonun sıcak sözleri kalmıştı:


«
Ayşe
Bana gel bu yaz Ayşe.
Yetişir bu naz Ayşe.
Hasretin öldürüyor,
Merhamet biraz Ayşe.

Vakti geldi bağların,
En güzeli çağların.
Bu yerde sevdaların,
Çiçeği solmaz Ayşe.

Ayşem... Ayşem...

Çıkagel de habersiz,
Birleşelim ikimiz.
Güllerden daha temiz,
Zambaktan beyaz Ayşe.

Geç te sevgi bağından,
İç gönül ırmağından.
Islanan dudağından,
Uzat bir kiraz Ayşe.

Ta ezelden bana yâr,
Ayşe gel de beni sar.
Yetişmez mi bu kadar,
Bu kadar niyaz Ayşe.
Fehmi Ege
»

Delikanlı, uzunca bir süre bu tangoyu eski kayıtlarının birinde Birsen hanım`dan dinleyip gözyaşlarını içine akıttı. Defalarca otobüs durağını gören tepeden aşağıya bakıp onu son bir defa olsun görmek istedi. Onu bir daha göremeyeceğini anlayan Ziya, yepyeni tohumlar ekmek için nadasa bıraktığı yüreğini, sevdiği için yazdığı son bir şiirle aynı duraktan yepyeni yolculuklara uğurladı:


«
Tango seven bir kız vardı eskiden,
İçine bastırdığı duygular vardı...
İnce bir hüzün sızardı sevincinden,
Birini bekler gibi ufuklara bakardı...
Geldi derken ufuktan bekledikleri,
Kayıp gitti sonsuza bir yıldız gibi erken...
Kimsece anlaşılmadı söyledikleri,
Yüreği kanayıp yüzü gülerken...
Mutluluğu hep uzakta aradı durdu,
Görmedi yanındaki yediveren gülleri...
Kendine kendince bir dünya kurdu,
Terkettiği dünyada kanattı bülbülleri...
Silindi izleri geçen güzel günlerin,
O tango bitti artık, silindi senin yerin...
»
avatar
esrasss
eflatunimsi
eflatunimsi

Kadın
çin astrolojisi : Maymun
Mesaj Sayısı : 345
Yaş : 26
Nerden : Karanlığın doğduğu yerden no:inferno
Kayıt tarihi : 06/09/08

karakter
seviye:
0/0  (0/0)
güçlülük:
0/0  (0/0)
başarı:
3/3  (3/3)

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz